H.Ibrahim's profileIBO' NUN YERIPhotosBlogListsMore Tools Help

H.Ibrahim DEDETURAK

Occupation
Location
Interests

Video

Ziyaret ettiğiniz için teşekkürler!
Please wait...
Sorry, the comment you entered is too long. Please shorten it.
You didn't enter anything. Please try again.
Sorry, we can't add your comment right now. Please try again later.
To add a comment, you need permission from your parent. Ask for permission
Your parent has turned off comments.
Sorry, we can't delete your comment right now. Please try again later.
You've exceeded the maximum number of comments that can be left in one day. Please try again in 24 hours.
Your account has had the ability to leave comments disabled because our systems indicate that you may be spamming other users. If you believe that your account has been disabled in error please contact Windows Live support.
Complete the security check below to finish leaving your comment.
The characters you type in the security check must match the characters in the picture or audio.

BENM DİĞER YARIMSIN ARTIK YANLIZSIN BU ŞEHİR SENSİZ DÜŞMAN BANA SEN BENİM KARANLIĞIMSIN

  
    

-----------------------------------------CENGİZHAN 52--------------------------------------------------------------------
          
 

   

Ben miyim karanlıklar içinde , yoksa karanlık mı benim içimde ? Güneşi mi kaybettim yoksa güneş mi unuttu doğmayı ?

Gecenin sessizliği mi çınlayan kulağımdaki yoksa sensizliğin içindeki sessizlik mi çığlık çığlığa bağıran?Ben miyim çıldıran yoksa sensizlik mi beni benden alan?Kelimeler mi yetmiyor anlatmaya yoksa ben miyim sevgimi anlatamayan sana?

Her Lafa Verilecek Bir Cevabım Vardır Önce Lafa Bakarım Laf mı Diye Sonra Söyleyene Bakarım Adammı Diye

üç kuruşluk adama beş kuruşluk değer verirsen seni arda kalan iki kuruş için satar
Nov. 10
ali karawrote:
www.bolvadinli.com

isminiz.bolvadinli.com şeklinde ücretsiz blok sitesi çok yakında
May 19

IBO' NUN YERI

Bolvadinli
7/13/2008

ÖĞRENCİLİK HAYATININ 30 ŞARKISI

 

1-Okul=işte kuzu kuzu geldim..

2-Öğrenci=ben bir ceviz ağacıyım yunus emre parkında

3-Öğretmen=kapı açık arkanı dön ve çık

4-Müdür=endamın yeter

5-Sınıf=mecburen mecburen mecburen

6-Sıra=dostum can dostum

7-Ders=güneş kadar sıcak yıldızlar kadar uzak

8-Tahta=yaz tahtaya bır daha

9-Zil=sen gelmez oldun

10-Tenefüs=seninle bir dakıka umutlandırıyor beni

11-Kantin=domates biber batlıcan

12-Merdiven=hoplayıver çekirge zıplayıver çekirge bıdı bıdı bıdı çekirge

13-Tuvalet=içine ata ata ne hala düştün tuta tuta patlıyacaksın

14-Sözlü=kadere bak

15-Yazılı=gel sen ne çektiğimizi birde bana sor

16-Kopya=sus sus sus kimseler duymasın

17-Sınav soruları=ALLAH ALLAH ALLAH (bu nasıl sevmek)

18-Not=o beni sırtımdan vurdu

19-Not defteri=yanıyor yüreğim

20-Disiplin=hasretinden ölsem kapını çalan olmazdım

21-Forma=sen aldırma giderim buralardan bir pantolan bir cekett

22-Rehberlik servisi=dipteyim sondayım depresyondayım

23-Geç kağıdı=sensiz sabah olmuyor

24-İzin kağıdı=ellerımde çicekler kapında sırılsıklam gorursen bırgın şaşırma

25-Okul çıkışı=sen yookken ne dogan gun ne batan gun umrummda

26-Hafta sonu =dön çarem

27-Yaz tatili=seni sevmeyen ölsün

28-Test kitabı=ben mecburum sana

29-Üniversite=uzun ince bir yoldayım

30-Mezunlar=yolcudur abbas bağlasan durmaz

7/3/2008

BİR TEMEL FIKRASI


'Dünya Genetik Projeler Yarışması'



  "Dünya Genetik Projeler Yarışması" yapılıyormuş.
Tüm ülkelerden genetik profesörler yarışmaya
 çalışmalarıyla katılmış. İlk olarak Fransız profesör
anlatmaya başlamış:
 - "Ben, inek genleriyle tavuk genlerini birleştirdim.
Ortaya çıkan mahlukatın eti, kırmızı et kadar lezzetli,
 beyaz et kadar sağlıklı oldu" demiş.
 Ardından diğer çalışmaları ülke ülke dinlemeye başlamışlar.
 Sıra Türkiye'den Temel'e gelmiş.Jüri başkanı:
 -"Sizin çalışmanız nedir?" diye sormuş.
 -"Ben karpuz genleriyle hamamböceği genlerini birleştirdim" demiş.
 Birden tüm Jüri üyelerinden bir kahkaha kopmuş ve başkan,Temel'e:
 -"Bu çalışma ne işe yarar?" demiş.
 -"Acayip işe yarıyor! Karpuzu kesiyorsun, çekirdekleri kaçışıyor..."

7/2/2008

KOMİK BEDDUALAR

Bilgi İşlem Bedduaları

Mouse’un kırıla.
Tıklayamayasıca…
Hatların kopa da hiç bir yere bağlanamayasın.
Disk’lerin “crash” ola…
File’larına virüs bulaşa…
Networklerden atılasın.
Database’in patlaya…
Security key’lerin deşifre ola.
Back-upların bozulsun da geçmişe dönemeyesen.
Kartuşun bite

Ekonomik Beddualar

Repo’da açığa düşesen, faiz sana zarar yaza.
İMKB 100 endeksin 1600 direncini kıramaya.
Uygun kur bulmaya, pozisyon açığına düşesen
Reuters’in arızalana, rate’leri izleyemeyesen.
Paran aracı kurumda kala, iç edile; Dövize endeksli kredi alasan.
“Zede”lenesen Merkez Bankası para piyasalarına müdahale ede.
O sırada sen de orada olasan, halden anlamayan bireysel danışmana denk düşesen
Sabah seansında endeks hızla düşe sen panik olup kağıt çıkarasın, ikinci seansta endeks kendini toplaya ama iş işten geçmiş ola.
İMF’nin gazabına gelesen…
Aldığın dolarlar sahte çıka..

Diğer Beddualar

Araba kullanırken cep telefonuyla konuşasan sonrada trafik polisine yakalanasan
Ucuza aldım diye sevindiğin araban çalıntı çıka.
Marti’yi okuyup ruhi bunalıma giresen.
Silikonların patlaya inşallah…
Hem fikir, hem zikir suçlusu olasan.
Ne yersen ye asit yapa ağzında, bir “falım” çiklet bulamayasın.
Kapsama alanı dışında kalasan.
Susurluk Skandalı’na adın karışa.
Medyalara gelesin inşallah Talk showlara, reality showlara çıkasan imajin sarsıla.
Tam otomatik çamaşır makinen kireçlene, bir gram Calgonit bulamayasın.
Önce Reha Muhtar’la İtiraf’a sonrada Karar Anı’na çıkasın…
Televolelere çıkasın, özel hayatın kalmaya…
Dağın başında araban bozula, kontörün bite
Hazır Kart’ın Özgür kızı gibi bi karıya düşesen…
BBG’ye katılasın, sonuncu olasın..

İĞRENÇ ESPRİLER

-Patlıcan
-Hayır, patlamıycam.

-Hangi pansiyonda kalınmaz?
-Süspansiyon.


+Hapşuuu…
-Çok yaşa.
+Serdar Ortaç’la Hep Beraber.

-Aaaa… Siz çok terlemişsiniz. Durun size terlik getiriyim.

+Sen o çeteyi tanıyor musun?
-Hangi çeteyi?
+Peçeteyi.

+Kronometre ne işe yarar?
-Kroları saymaya.

Kaptan Ali ne demiş?
- Çıkarın beni bu kaptan.

+Çocuğun birine patik giydiremiyorlarmış.
-Neden?
+Çocuk antipatikmiş.


+Abi yazbuz var mı?
- Malesef kalmadı.
+Peki kışbuz var mı?


+Telefonun ne marka?
-Samsung.
+Benimki Trabzong!


+Saatin çalışıyor mu?
-Evet.
+Benimkine de iş bulsana.

+Hisbullah’ın kız kardeşinin adı nedir?
-Herbullah.

6/25/2008

FIKRA GİBİ

 
1-Ana-oğul televizyon izlemektedir.
 O anda ekrana Aydın ve Fatih Ürek gelir...
Anne, oğluna dönüp şunu der; -'Ben bunları çok severim,
 mankenlerle falan dedikoduları çıkmıyor, terbiyeli çocuklar.'
 
2-Biri de tanık olduğu olayı şöyle anlatıyor;
"Bizim oradaki Carrefour´un ilk açıldığı zamanlar.
 Mağazada anlık indirim duyurularını anons eden kişi şöyle dedi:
-'Pantolonları indirdik, orta reyonda sizleri bekliyoruz.'
 
3-Bir arkadaşımla balık almaya gittiğimizde,
 arkadaşım kovanın içinde yüzüp çırpınan balıklara bakıp;
-'Bunlar taze mi?' diye sormuştu.
Balıkçı da cevabı hemen yapıştırdı:
-'Yok abla, pil takıp oynatıyoruz'*
 
4-Ve bir babanın, oğlunun 18.000 YTL kredi kartı
borcu yaptığını
 öğrendiğinde verdiği ilk tepki;
-'Keşke korunsaydım'
 
5-İlk yemeğe çıkışımızda cep telefonu çaldı
 Elini çantasına attı. Kurcaladı, kurcaladı.
Telefon uzun uzun çalmaya devam ediyordu.
 Bir türlü bulamadı.
 Sonra o güzel cümle döküldü dudaklarından:
-'Evde mi bıraktım acaba?'
 
6-Teyze-yeğen otoyolda ilerliyor.
Önlerinde giden tankerin arkasındaki
 DANGER yazısı teyzenin gözüne çarpıyor ve
 şu yorumu patlatıyor;
-'Allah'ın akıllısı, TANKER yazacağına DANGER yazmış'

 
 

ANNE KİMDİR?

ANNE KİMDİR / NEDİR? Bir erkek çocuğun kaleminden çıkmış tarif!!!
 
ANNE, dünyada karşılık beklemeden börek yapan
tek  insandır. Karşılıksız sevginin ete kemiğe bürünmüş halidir! Ne kadar
üzsen de 10 Dakika sonra seni affeden zarif bir memeli türüdür, yağlı
bile olsa tiksinmeden saçını okşayan, kucağına yatıran, öpüp koklayan tek
varlıktır,meleğin süt verebilenidir. Yarasın diye muhallebinin içine 
ciğer katarak çocuğuna yediren manyaklık derecesinde yaratıcıdır
. Yemek 
yemeyen çocuğun dikkatini çekmek için elindeki tencere ve tavalarla 
maymunluk yapabilen kişidir, kafayı çocuklarıyla bozmuş, göbek bağı kopsa 
da yürek bağı asla kopmayan, sevgi dolu fedakar insan dişisidir, bulaşık, 
ütü, vb. yaparken bile otomatik olarak çene çalan, kendi kendine konuşan, 
kadın dırdırı denen mereti erkeklere daha küçükten belletendir . Yemek 
uzmanı, düzen insanı, bilgili, kültürlü her şeyi bilen şahsiyettir, 
yavrularını yol tarafından değil, kaldırım tarafından yürütendir, dizi 
dizi incidir lakin gerektiğinde laf sokma dalında da birincidir, 
sevgiliden ayrılma haberi verildiğinde, 'amaaan ben sana daha güzelini 
bulurum' diyebilen komik bir karakterdir. 'Oğlum aradım yoktun. Ben de 
mesaj atayım dedim sana. Gelince ara beni emi aslan evladım. Kara
börülcem >benim öptüm annen , şeklinde mesajlar atabilen, teknolojiyi
ısrarla >reddeden, kabullenemeyen, kafasına göre yorumlayan bilişim
düşmanıdır .. >*** AMA ... AMA dünyanın en güzel kucağına sahip, en güzel
kokan, >harikulade bir varlıktır , olmadık yerlerde iyi ki doğurmuşum ulen
seni!' >diyen ve
benim hatırıma benimle Freddy Mercury dinleyen bir sabır 
ağacıdır,
evlatlarını asla ayırmayan, aynı zamanda birbirinden koruyan
güç >abidesidir evde bir yere uzandığınız an orada temizlik yapacağı tutan, 
temizlik konusunda kayışı kopardığından temizlikçi gelecek diye evi 
temizleyen balans ayarı kaçmış temizli k kaynağıdır, mutfakta yaşayan, 
evde herkesi idare eden bir tür canlıdır. Sevginin güçlerini
birleştirdiği >sonsuz bakiredir !! Oğlunun damat - kızının gelin olduğunu
görünce, çocuğu >mezun olunca, çocuğu gol atınca, çocuğu hasta olunca,
çocuğu askere >gidince, asmalı kabağı seyredince, dolar yükselince velhasıl
buna benzer >bissürü şeye ağlayabilen, bu mesajı okurken duygulanıp -
gözleri >dolabilen, ağlamaya meyilli bir yapısı olan duygu pınarıdır, son
kiiii üç >dört; uzakta dursa da yakın hissedilen, canı hep istenen, asla 
vazgeçilmeyen, dizinin dibinde olmak istenen, evlatların varlığını 
varlığına armağan edebileceği, *** ıslak - kuru ama heeeep duygulu*** en 
önemlisi; kıçı başı oynamayan tek kadın modelidir.
Ne güzel anlatmış
değil >mi?>>>>>

 

6/14/2008

MUTLULUĞUN FORMÜLÜ

Çelebi’nin ayetlerden çıkardığı mesajlar

 

İsra 37: Kibirli olma, alçakgönüllü davran.

Müddesir 1-5: Kendini fazla abartma.

Tekvir 25-27: Her şeyin üstesinden gelemeyeceğini asla unutma.

Bakara 156: Çaresizlik tuzağına düşme. Her zaman bir umut ışığı olduğunu aklından çıkarma.

Beled 5-6: Her şeye hakim olmak için uğraşıp hayatı yaşanmaz hale çevirme.

Hucurat 10: Büyüklük kompleksine kapılıp, insanları ezerek arkadaşlarını kendinden uzaklaştırma.

Muhammed 7: İyiliği karşılık beklemeden yap.

Rum 21: Tek başına mutlu olunamayacağını bil. Çevrenin mutluluğu için gayret göster.

Vakıa 83-87: Ölümden korkmak yerine, ölüm gerçeğiyle yüzleş.

Bakara 263: Yaptığın iyilikleri unut. Anlatarak onları kıymetsizleştirme.

Furkan 63: Sana yapılan kötülüğün karşılığını vermek yerine. Öfkenin dinmesini bekle.

İnşirah 1-3: Seni huzursuz edecek işlerden uzak dur. İhtirasını törpüle.

Maun 4-5: Eleştirinin keskin bir bıçak olduğunu unutma. Söyleyeceklerini iyi tart.

Mücadele 7: Hiçbir sırrın sonsuza kadar gizli kalamayacağını unutma.

Rahman 7-9: Çıkarcı olma. Adil davran.

Tekasür 1-2: Kibrine yenilip hep daha fazlasını isteyerek hayatını zehir etme.

Tevbe 40: En zor zamanda bile kesinlikle ümitsizliğe kapılma.

Fatır 19-22: Senden iyi durumda olanlara bakıp üzüleceğine, senden zor durumda olanları görüp rahatla.

Fecr 27-28: En sevdiğin şeyleri, başkalarıyla paylaşmanın keyfine var.

Hakka 33-35: Hayatının vazgeçilmezleri olsun. Onları küçük çıkarlar için asla feda etme.

Haşr 10: Muhatabına güvenmek istiyorsan, önce sen güvenilir ol.

Kalem 1-2: Yazdıklarının ve yaptıklarının peşini bırakmayacağını unutma. Gücünü insanların yararına kullan.

Münafıkun 4: Bencil olma, tebrik etmeyi bil.

Saff 2: Yalandan uzak dur.

Yusuf 32-33: Modern hayatın çarpıklaştırdığı kadın-erkek ilişkilerinin, hayatını esir almasına izin verme.

Ankebut 41: İyi bir dostun, paha biçilmez olduğunu aklından çıkarma.

Al-i İmran 92: İyilik yapma arzunu, şarta bağlama. Vermek almaktan daha büyük bir ihtiyaçtır, asla unutma.

En’am 50: Önyargılarla hayatı kendine zehir etme.

En’am 60: Bildiklerinle açıklayamadığın şeyler, hayatının kâbusu olmasın.

Felak 1-5: Korkuların tutsağı olarak yaşamaktan vazgeç.

Hacc 46: Kendini, hep daha iyiye ulaşmak zorunda olduğuna koşullama.

İbrahim 42: Merhametli olmaktan asla vazgeçme.

İsra 23: Anne ve babana ‘off‘ bile deme.

Nisa 149: Kendini sürekli övmekten uzak dur.

Yunus 12: Vazgeçilmez olmadığını kabul et.

Enfal 56: Sözünüzde durmamanın utanç verici olduğunu aklından çıkarma.

Furkan 43: Heveslerini kendine ilah edinme.

Necm 3: İnanma duygunu diri tut.

Nisa 58: Karar verirken, vicdanının sesini duymazlıktan gelme.

YAZAN:İRFAN GÜRKAN ÇELEBİ (TAKVİM GAZETESİ YAZARI)

6/6/2008

İKİ ŞEY

   İKİ ŞEY  ;
 

Iki sey 'Kalitesiz Insan'in ozelligidir :

1-     Sikayetcilik

2-     Dedikodu

 

Iki sey cozumsuz gurunen problemleri bile cozer :

1- Bakis acisini degistirmek
2- Karsindakinin yerine kendini koyabilmek

 

Iki sey yanlis yapmani engeller:

1 - Şahıs ve olaylari akil ve kalp suzgecinden gecirmek
2-  Hak yememek

 

Iki sey kisiyi gozden dusurur :

1- Demagoji (Laf kalabaligi)
2- Kendini agira satmak (ovmek, vazgecilmez gostermek)

 

Iki sey insani 'Nitelikli Insan' yapar :

1- Iradeye hakim Olmak
2- Uyumlu Olmak

 

Iki sey 'Ekstra Deger' katar :

1- Hitabet ve diksiyon egitimi almak
2- Anlayarak hizli okumayi ogrenmek

 

Iki sey geri birakir :

1- Kararsizlik
2- Cesaretsizlik

 

Iki sey kasif yapar :

1-     Nitelikli cevre
2- Biraz delilik

 

Iki sey omur boyu bosa kurek cekmemeni saglar :

1- Baskin  yetenegi bulmak
2- Sevdigin isi yapmak

 

Iki sey basarinin sirridir :

1- Ustalardan ustaligi ogrenmek
2- Kendini guncellemek

 

Iki sey basariyi mutlulukla beraber yakalamanin sirridir :

1- Niyetin saf olmasi
2- Ruhsal farkindalik

 

Iki sey milyonlarca insandan ayirir :

1- Sorunun degil, cozumun parcasi olmak
2- Hayata ve her seye yeni (ozgun, orijinal, farkli) bakis acisiyla yaklasabilmek

 

 

Iki sey gelismeyi engeller :

1- Asirilik (mubalaga, abarti, ifrat, tefrit)
2- Felakete odaklanmis olmak

 

Iki sey cozum getirir :

1- Tebessum (gulumseme)
2- Sukut (susmak)

 

Iki seyin degeri kaybedilince anlasilir:

1- Anne

2- Baba

 

Iki sey geri alinmaz:

1- Gecen zaman

2- Soylenen soz

 

Iki sey gercek sondur:

1- Cennet

2- Cehennem

 

Iki sey ulasmaya degerdir:

1- Sevgi

2- Bilgi

 

Iki sey “hayatta onemli olan her sey” icindir :

1-     Nefes alabilmek
2- Nefes verebilmek

 

 

Iki sey ozgurluktur :

VATAN  VE  BAYRAK !  


4/7/2008

DUALARIMIZ NEDEN KABUL OLMUYOR?

 
DUALARIMIZ NEDEN KABUL OLMUYOR?

İbrahim b. Edhem, Basra çarşısında gezerken şöyle bir soruya muhatap olur: “Ey Ebâ İshak! Allah, Kur’an’da
‘Bana dua edin, dualarınızı kabul edeyim’ buyuruyor. Biz dua ediyoruz, ama Allah duamıza karşılık vermiyor.
” Bunun üzerine İbrahim b. Edhem şöyle der:

“Çünkü on şey kalplerinizi öldürmüş:

1. Allah’ı biliyorsunuz, ama O’nun, sizin üzerinizde olan hakkını eda etmiyorsunuz.

2. Kur’an’ı okuyorsunuz, ama içindeki hakikatlerle amel etmiyorsunuz.

3. Allah Rasûlü’nü sevdiğinizi iddia ediyorsunuz, ama O’nun sünnetiyle amel etmiyorsunuz.

4. Şeytanın, düşmanınız olduğunu iddia ediyorsunuz, sonra da onu sevindirecek işler yapıyorsunuz.

5. Cennet’e müştâk olduğunuzu, ona olan hasretinizi ifade ediyorsunuz, ama oraya girmek için çalışmıyorsunuz.

6. Cehennem’den korktuğunuzu söylüyorsunuz, lakin ondan kaçınmıyorsunuz.

7. Ölümün hak olduğunu söylüyor; fakat onun için hazırlık yapmıyorsunuz.

8. İnsanların ayıplarıyla uğraşıp kendi ayıplarınızı unutuyorsunuz.

9. Allah’ın nimetlerini yiyor; fakat şükrünü eda etmiyorsunuz.

10. Ölülerinizi defnediyorsunuz, fakat ibret almıyorsunuz.

Bu şartlarda dualarınız nasıl kabûl edilsin ki?..”
4/1/2008

KADINLAR VE ERKEKLER

ZEKI KADINLARA SAYGILARIMLA
 
KARI & KOCA
 Bir çift hiç konuşmadan arabayla yolda gitmekteydi. Daha önceki bir tartışma
 münakaşaya dönüşmüştü  ve hiçbiri teslim olmak istemiyordu. Keçi, katır ve
domuzlarla dolu bir çiftliğin yanından geçerken koca, alaycı bir biçimde sorar:
'Akrabaların mı?' Karısı 'Evet' diye cevap verir ve ekler, 'Senin taraftan akrabalarım'

KELİMELER

 Kocası karısına kadınların bir günde kaç kelime  kullandığına dair bir makale okuyordu...
'Erkeklerin 15,000 kelimesine  karşılık 30,000 kelime' Karısı yanıtladı: 'Sebebi erkeklere
her şeyi tekrar etmek zorunda olmamızdır.' Kocası karısına döndü ve sordu: 'Efendim?'

YARADILIŞ  

Bir gün bir adam karısına sordu: 'Aynı zamanda nasıl hem bu kadar salak, hem de bu kadar

güzel olabildiğini anlamıyorum.' Karısı  yanıtladı: 'Açıklamama izin ver. Allah beni sen çekici

bul diye çok güzel yarattı; Allah beni seni çekici bulayım diye çok salak yarattı!'

KONUŞMAMA CEZASI  
Bir karı koca evde problemler yaşamaktaydı ve birbirlerine konuşmama cezası uygulamaktaydı.
Aniden adam ertesi gün karısının kendisini sabah 5:00 da iş için bir uçuşu olduğundan uyandırması 
 gerektiğini hatırladı. Sessizliği ilk bozan ve kaybeden kendisi olmamak için, bir kağıdın üzerine
 
'Lütfen beni sabah 5:00 da uyandır.' yazdı ve notu karısının bulabileceği bir yere bıraktı.
 
 Ertesi sabah, adam uyandı ancak saatin 9:00 olduğunu ve uçuşu kaçırdığını farketti.
Çok kızdı, tam  karısının onu neden uyandırmadığını soracakken yatağın yanında bir parça kağıt
 buldu. Kağıtta 'Saat 5:00 uyan' yazmaktaydı. Erkekler bu tip yarışmalar için yeterli donanıma
sahip değiller. Allah erkeği kadından önce yaratmış olabilir, ancak şaheserden önce her zaman
bir eskiz vardır.

3/31/2008

SON NEFESTE İMAN

31/3/2008 - SON NEFESTE İMAN

BU YAZI hi5 SİTESİNDEKİ KENAN KARDEŞİMİN GÖNDERDİĞİ BİR MESAJDIR.

Azrail'in Güzelliği

-Onk. Dr. Haluk Nurbaki'den gerçek bir hatıra-
Ben, 40 yıllık bir kanser uzmanı olarak maddeyi aşan sayısız olayla karşılaştım ve bunları, o olaya şahit olanlarla birlikte belgeleyerek özel bir arşiv yaptım. Bunlardan 1976 yılında yaşanmış bir olayı size nakletmek istiyorum.


Kanser hastanesinde başhekimken Serap adında genç bir hanım hastam vardı. Bu hastam göğüs kanserine yakalanmış ve tedavi için yurt dışına gitmek istemesine rağmen, bazı formaliteler sebebiyle o imkanı bulamamıştı. Serap'ı özel bir ilgiyle bizzat ben tedavi altına aldım. Ve kısa bir süre sonra da iyileştiğini gördüm. Ancak Serap'ın da bütün diğer kanserliler gibi ilk 5 yıllık süreyi çok dikkatli geçirmesi gerekiyordu. Bir iş kadını olan Serap, 4 yıl kadar sonra 1 ihale için İzmir'e gitmek istedi. Kışaylarında olduğumuz için uçakla gitmesi şartıyla kabul ettim. Maalesef bilet bulamamış ve benden habersiz bindiği otobüsün kaza geçirmesi üzerine 6 saat kadar mahsur kalmış. Dönüşünden kısa 1 süre sonra kanser, kemik ve akciğerine yayıldı. Serap bacak kemiklerindeki metastaz nedeniyle yürüyemez hale gelirken, hastalığın akciğerdeki tezahürü sebebiyle de devamlı olarak oksijen cihazı kullanıyor ve söylediği her kelimeden sonra ağzını o cihaza yapıştırarak nefes almak zorunda kalıyordu. Evine gittiğim gün, yine güçlükle konuşarak:


-''Doktor bey,'' dedi. ''Ben size...dargınım.'' ''Niçin?" diye sordum.
-"Siz...dindar bir insanmışsınız. Niçin bana da, ALLAH 'ı, ölümü, ahireti anlatmıyorsunuz?"

Dini inançlarının çok zayıf olduğunu bildiğim için bu teklifi karşısında oldukça şaşırdım. O'nu üzmemeye çalışarak:
--"Doktora ulaşmak kolaydır'' dedim. ''Parayı bastırdın mı istediğine tedavi olursun. Ancak iman tedavisi için gönülden istek duymalısın..."

Konuşmaya mecali olmadığından "Ben o isteği duyuyorum" manasında başını salladı. Artık ümitsiz bir tıbbi tedavinin yanı sıra, ebedi hayatın ve saadetin reçetesi olan iman derslerimiz başlamış ve dersler "hızlandırılmalı öğretime" dönmüştü. Anlattığım iman hakikatlarını bütün ruhuyla meczediyor ve arada bir soru soruyordu.Vefatına bir hafta kala:
-"Doktor bey,'' dedi. ''Ben ölürken ne söylemeliyim?"
-"Senin durumun çok özel" dedim. ''Kelime-i Şehadet sana uzun gelir. O anı farkedince ''Muhammed'' (s.a.v) sana yeter."

O, haliyle tebessüm ederek yine başını salladı. Çok ıstırabı olduğu için Serap'a sürekli morfin yapıyor ve O'nu uyutmaya çalışıyorduk. Ben, bir iş seyahati sebebiyle bir müddet ziyaretine gidemedim. Dönüşümde annesi telefon ederek:

-"Serap, bir haftadır morfin yaptırmıyor." dedi. "Sabahlara kadar inliyor ve çok ıstırap çekiyor. Hemen eve gittim ve iğne yaptırmamasının sebebini sordum. Aldığım cevabı hala unutamıyor ve hatırladıkça ürperiyorum. "Ya morfinin tesiriyle ölüme uykuda yakalanır ve son nefeste "Muhammed" diyemezsem?.

İşte Serap, böyle bir hanımdı. Bu arada benden istihareye yatmamı ve eğer bir kaç gün daha ömrü varsa , son günü uyanık kalacak şekilde morfin yaptırılmasını rica etti. Ben hiç adetim olmadığı halde cuma gününe rastlayan o gece istihareye yattım ve Serap'ın acizliği hürmetine sandığım salı gününe kadar yaşayacağına dair işaret sezdim.


Ertesi gün O'na:
-"Hiç korkma!" dedim. "İğneyi vurdurabilirsin.

Ve Serap bir veda niteliği taşıyan bu görüşmemizde son sorusunu da sordu:
-"Doktor bey...Azrail bana nasıl görünecek?"
-"Kızım," dedim. "O bir melek değil mi? Hiç merak etme, sana yakışıklı bir prens gibi gelecektir."

Salı günü Serap'ın ağırlaştığı haberini alınca hemen eve gittim.Ancak vefatına yetişememiştim. Ailesi tam manasıyla perişandı. Sadece kendisine uzun müddet bakan dindar bir hanım akrabası ayaktaydı ve beni görünce yanıma gelerek:
-"Doktor bey, biliyor musunuz, bu evde biraz önce bir mucize yaşandı!" dedi ve devam etti:
-Serap, bir saat kadar önce oksijen cihazını attı ve "yataktan kalkması imkansız" denmesine rağmen kalkarak abdest aldı, iki rekat namaz kıldı.Bütün ev halkı hayretten donup kaldık. Ve kelime-i Şehadet getirerek vefat etmeden biraz önce de:
-Doktor bey'e söyleyin, dedi. Azrail, O'nun söylediğinden de güzelmiş!...

3/28/2008

BU MEKTUBU MUTLAKA OKUYUN

 

AYŞE NİNENİN MEKTUBU

Emine gızım,benim.Ayşe nenen,bildin mi?Bildin dabii.

Elimde böyüdün a gızım.Yoğsa şehere,oğlumun yanına

gittim diye beni unutuveedin mi?Böğün tam 30 gün oldu

 köyden ayrı düşeli.Çok özledim orları.

Doktura çıkarttı beni oğlan.Gözümdeki gatarağı aldılar

Allah razı olsun.Perde falan galmadı gari.Çayıra baktım mıydı,

goyunların hepisini görecem.

Canım pek daraldı buralarda.Goca bi köyü bi binaya doldurmuşlar.

Herkesleri kümes gadar evlere dıkmışlar.

Bi tek hamamı gözel benim oğlanın evinin.Bizim gölbaşı gibi

böyük deel,biriki debelenecek gadar emme çimiyom içinde.

Haftaya köyden burlara gelcekler varımış.Çıtırların Hilmi’den

bağ makasını yolla bana.Bizim gelinin dırnaklarını gırkacam.

Bostan çapası gibi olmuşlar.

Okusun deye şehere gönderdiydik emme edepsizliği bellemiş

benim oğlan.Eve,gelinin gözü önünde cıbıl cıbıldak gadınlar

 getiriyo her ayşam.Gadınlar bi oynayyollar,bi güleyyollar

zabaha gadar heç utanmadan.Şükür ki heç çıkmayollar o güçük

gara kutudan.Gelin de accık beceriksiz ya…Ne etcen gari…

Ocakta tencere tıngırdatmaya üşeniyo,alıyo bizi hambörger miymiş,

ham börülce miymiş ney,onu yimeğe götürüyo.

Arpaya gatsan at yemez,kepeğe gatsan it yemez.

Anaaa,gurudum,Cıkcıkların bağındaki gorkuluk

gadar galdım açlıktan.Böyük torun helhal evlendi,başka evde

yaşıyo dediler.Çağırın göresim var dediydim.Aşam gelecekti,

uyuya galmışım.Gece ayakyoluna galktıydım.Anaa,baktım salonda

yatıyo. Gafasına yorganı çekmiş,parlak küpesi,upuzun saçları gözüküyo.”Hah dedim,

torun sürpüz yapdı.Yeni gelini de getirivermiş.” Derken,yataktan dönüverdi

!Elleh…Gelinin çenesinde bi tutam gara gara sakalları,

pos pos bıyıkları var !Elim ayağım boşanıverdi.Başladım bağırmaya

”Ecinni fış fış !Ben sana dokunmam kış kış !Destur Bismil-

lah…” derkene bayılmışım.Ayılıp gözümü açdıydım,ecinni bana

”Babanne”diye

yapışıverdi,gene bayılmışım.Sonnadan annadım ki,o yeni gelin deel,

benim torun Hidayet’miş.“Sana dedenin adını verdik hidayete ereceğine

sen zıvanadan çıkmışın!...”

diyip bastonu dehledim gafasına…

Ben eyiyim Emine gızım.Merakta galma.Keşke gözlerim perdeli galaydı.

Görmüyodum bunnarı…Ben yazarım yine sana.Hele gal sağlıcakla…

3/26/2008

1934'TE YAŞANAN BİR OLAY

 

 





TORPİL NASIL YAPILIR?

   Yıl 1934, o dönemde Milli Eğitim Bakanlığı Ulus'ta dır. Bakan ise
     Niğdeli Abidin ÖZMEN'dir. 
     Bakan, makamında çalışmaktadır.Kapı çalınır. Bakanın gür sesi:
     'Giriniz!' ATATÜRK'ün Yaverlerinden biri, yanında iki çocukla makama
   girerler. 
     Konuklara yer gösterir ve zarfı acar. ATATÜRK'TEN gelen bir
     mektuptur bu: 'Bay Abidin OZMEN, Milli Eğitim Bakanı...'Abidin OZMEN
     zarfı özenle acar ve mektubu dikkatle okur:'Yaver Bey'le, size iki
     fakir ve kimsesiz çocuk gönderiyorum. 
     *Bu çocukları, uygun göreceğiniz, bir liseye (parasız yatılı olarak)
     kaydını yaptırın... 'Bu, ATATÜRK'ün bir emridir. Kesinlikle yerine
     getirilecektir. Bakan OZMEN, Orta öğretim Genel Müdürü'nü çağırtır
     ve şu direktifi verir:"Yaver Bey'in yanındaki bu iki çocuğun
     evrakını alınız ve bu çocukların Haydarpaşa Lisesi'ne paralı yatılı
     olarak kaydını yaptırıp her ikisi için de üçer yıllık paralı yatılı
     makbuzlarının "Veli ve ödeyen hanesine ATATÜRK'ün ismini yazdırarak
     bana getiriniz. " der.Bakanın emri yerine getirilmiştir. Abidin
     OZMEN de kısa bir mektup yazarak Yaver Bey'le ATATÜRK'E yollar.
     Mektubun içeriği şöyle: "Muhterem ATATÜRK, Yaver bey'le göndermiş
     olduğunuz iki çocuk hakkında emirlerinizi aldım. Ancak, arkasında
     Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu ve Cumhurbaşkanı ATATURK gibi biri
     bulunduğu için; 
     bu iki çocuğu fakir ve kimsesiz olarak kabul etmeme, hem
     yasalarımız, hem de mantığımız izin vermedi.Bu nedenle her iki
     çocuğun da emirleriniz gereği Haydarpaşa Lisesi'ne paralı yatılı
     olarak kayıtlarını yaptırdım. Çocukların üçer yıllık okul
     taksitlerine ait makbuzları ekte takdim ediyorum...  ATATURK bu
     mektup üzerine, devrin Başbakanı İsmet İnönü'ye telefon ederek: "Bak
     Senin Milli Eğitim Bakanın bana ne yaptı " diyerek olayı anlatmış
     İnönü, Bakan'ı adına özür dilemiş. ATATÜRK: 'Yok!' demiş özür
     dileme. çok memnun oldum. Keşke her devlet adamı bu medeni cesarete
     sahip olabilse ve doğruyu gösterebilse .

     *' Tarihi değeri olan ve hiçbir yerde yayımlanmayan bu anının
     unutulup gitmesine gönlü razı olmayan Bakanın yeğeni yüksek mimar
     H.Rahmi ÖZMEN 15.08.1985 günü bu mektubu gazeteci yazar Vahap Okay'a
     iletir. O da 15.09.1985 te gazetesinde yayımlar.*

BİR RAMAZAN FIKRASI

 
Ateist bir adam bir gün ormanda geziyor ve etrafındaki güzelliklere

bakıyormuş. Evrim ne güzellikler yaratıyor! diye düşünüp mest oluyormuş.

Birden arkasında kocaman bir ayı belirmiş ve onu kovalamaya başlamış. Adam

bütün gücüyle kaçıyormuş ama her arkasına bakışında ayının daha hızlı

olduğunu fark ediyormuş.



Dakikalarca süren bir kaçışın sonunda adamın ayağı yerdeki bir dala

takılmış, ayı adamın üzerine atlamış, pençesini kaldırmış, tam vurmaya

hazırlanırken adam "Allahım!" diye bağırmış.



Bir anda zaman durmuş ayı donmuş, ormandaki nehir bile akmaz olmuş bir anda

orman kararmış ve gökyüzünden bir ışık huzmesi adamın üzerine parlamış. Çok

derinden gelen ilahi bir ses adama; "Yıllarca bana inanmadın, yaratılışı

kozmik bir kazaya bağladın, sana bu durumda yardım etmemi mi istiyorsun?

Seni sevgili bir kulum mu saymalıyım?" demiş.



Adam utanç içinde: "Biliyorum bunca yıldan sonra dindar biri olmayı istemem

haksızlık, ama hiç olmazsa ayıyı dindar yapabilir misin?" demiş.



"Peki" diye karşılık vermiş ve ışık kaybolmuş.



Nehir tekrar akmaya başlamış her şey eski haline dönmüş.



Ayı pençesini indirmiş, iki pençesini de göğe doğru çevirmiş ve konuşmaya

başlamış; "Allahım, senin rızkınla orucumu açıyorum, hamdolsun bana verdiğin

nimetlere..."
3/24/2008

YAVUZ SULTAN SELİM HİKAYESİ

Bir Osmanlı Hikayesi...
Osmanlı Padişahı Yavuz Sultan Selim, tebdili kıyafet yapmış, Kuşlar
Çarşısı'nı geziyormuş. Avcılar avladıkları kuşları, tuzakçılar
yakaladıkları maharetli, eğitimli, güzelim kuşları satıyorlar.

Bir ara gözü kekliklere ilişiyor padişah'ın. Bir grup kekliğin üzerindeki
varakta, "Tane işi, satış fiyatı 1 altın" yazıyor.

Hemen yanı başlarında asılı, adeta altın kafes içinde bir keklik daha var
ki, fiyatı; 300 altın. Padişahın gözü 300 altınlık kekliğe takılıyor.
"Hayırdır" diyor satıcıya. "Bunun diğerlerinden ne farkı var ki, bunlar 1
altın, bu 300 altın?"

Satıcı, "Bu keklik özel eğitimli, çok güzel ötüyor, ötmesi bir yana bunun
ötüşünü duyan ne kadar keklik varsa hepsi onun etrafına doluşuyor" diyor.

"Tabii bu arada avcılar da o e trafa doluşan keklikleri daha rahat
avlıyorlar" diye ekliyor.
"Satın alıyorum" diyor Padişah, "Al sana 300 altın..."
Parayı veriyor; hemen oracıkta kekliğin kafasını kopartıyor.

Adam şaşırıp,

"Be adam!!! Ne yaptın?? En maharetli kekliğin kafasını koparttın" diye
dövünürken padişah gürlüyor:
"Bu kendi soyuna ihanet eden bir kekliktir. Bu gibilerin akıbeti er ya da
geç budur"......

3/11/2008

5 PARMAK DAĞLARINDAKİ EFSANE

5 Parmak Dağlarındaki Efsane

Bu Tank türke has atılganlık ve cüretkarlığın anıtlaşmış bir örneği ve simgesidir.

2 Ağustos 1974 günü yapılan LAPTA Muhaberelerinde düşmanı yan ve gerisinden vurmak için Görevlendirilen Özel kuvvetlere

mensup bu tank;Sarp ve Yalçın araziyi aşarak görevini yerine getirmiş fakat düşman ateşi ile ağır hasara uğrayarak ve yanarak burada kalmıştır.

TANK KOMUTANI:TNK.ÜTGM.MAHMUT SANLITÜRK

            TANK MÜRETTEBATI:ONBAŞI GÜRLER ERDAĞ

                                               ER ABDÜLKADİR KURT

                                               ER RECEP DOĞANYİĞİT  

 

 

Belki duymuşsunuzdur.1974 Kıbrıs Barış Harekatı zamanında bir Türk tankının
Beşparmak dağlarının zirvesine kadar tırmanıp orada kaldığından bahsedilir.

Resmini
görmeyenler hep onun bir savaş efsanesi olduğunu sanır.Ama bu gerçektir ve
bir de hikayesi vardır.

Birliğin komutanı, tankın sürücüsü kahraman askere;
- Evladım bu tankı buraya nasıl çıkardın? diye sorunca.
Asker;
- Komutanım, o anda gözlerimin önünde engelsiz dümdüz bir yol göründü.
Rumlar kaçıyordu, ateş ede ede buraya öyle çıktım.
Komutan Mehmetçik'e emreder.
- Tankı indir.
 

Er cevap verir.
- O yolu görmeden nasıl indireyim komutanım.
Tank hâlâ o dağın zirvesinde durmaktadır.

Dünya durdukça da duracaktır.
Bu bir destandır. Dilden dile, gönülden gönüle
ulaştırılacak bir destandır.

Selam olsun bu destanı yazanlara. Selam olsun bu destan yazılırken can verenlere.
 

Beşparmak dağları bir doğa harikası olup,dümdüz Kıbrıs (Meserya) ovasındaki sarp ve duvar gibi dik tek engeldir.Dağdan Girne sahili uçaktan görünüyormuş izlenimini verir.Tanrının yarattığı bu doğal engeller üzerine kurulu rum mevzileri ve beton koruganları ağır ateş altında 24 saatte ele geçmiştir.Batılı askeri uzmanlar mevcut mevzilerin mükemmel tahkimatı nedeniyle 6 aydan önce düşmeyeceği raporunu vermişlerdir.

 

Kaynak:
Kuzey Kıbrıs Şükran Dergisi – Enformasyon Dairesi.
20 Temmuz 1974 Şafak Vakti Kıbrısta – Mesut Günsey
 

 

3/10/2008

NİÇİN MÜSLÜMAN OLDULAR

 
NİÇİN MÜSLÜMAN OLDULAR
(Atlas Okyanusu ile Akdenizin birbirine karışmadığını gördüm ve ilmen
 de tesbit edilmiştir. Bunun 1400 sene önce
 Kur'an-ı kerimde bildirildiğini duyunca, müslümanlığın hak din olduğuna
inanıp müslüman oldum.)
 Kaptan Kusto (Fransız)

Kur'an-ı kerim, Allahın adı ile başlıyor, Allahın birliğini bildiriyordu.
Hayretim arttı. Tevhid dini olan
müslümanlığı seçtim. Cat Stevens (İngiliz)

İslâm, çağları ardında sürükliyen bir dindir. Müslüman olmakla,
çağlarüstü dini seçmiş oldum.
Roger Garaudy (Fransız)

Anarşinin ancak İslâm ahlâkına sahip olmakla önleneceğine inandım.
İçkiyi bıraktım, tesettüre girdim ve namaza başladım. Tına Gfanzıl (Alman)

İslâmda, ırk, renk ve dil farkı gözetilmediğini, herkesin eşit olduğunu,
 namaz kılarken de rütbe
ayrımı yapılmadığını gördüm. Müslüman oldum.
Thomas Clayton (Amerikalı)

İslâm, en iyi şeyleri ihtiva eder. Hiç bir dinde kardeşlik,
İslâmdaki gibi değildir.
 Dr. Rolf Freiherr (Avusturyalı)

İslâm, sevgi, doğruluk, temizlik ve güzel ahlâkı emrettiği
için müslüman oldum.
 A.Uemura (Japon)

İslâmı akla da uygun bulup müslüman oldum.
 Cecilla Cannolly (Avusturyalı)

İlim Çinde de olsa alın hadisini okudum. İslâmın ilme
 verdiği önemi görünce
 müslüman oldum. Mr. Board (Amerikalı)

İslâm, israf ve cimriliği yasaklayan, maddi- manevî her
hususta en güzel kaideleri
 olan dindir. Albay Ronald Rockwell (Amerikalı)

İslâm dünya ve ahiret mutluluğunu gösterdiği için
müslüman oldum.
 B.Karai (Zengibar)

Putlara değil de, bir Allaha ibâdet etmeyi, doğruluğu,
 emanete riayeti, insanların
 haklarını gözetmeyi emreden İslâmiyeti kabul ettim.
 Necaşi (Habeş İmparatoru)

Tufeyl bin Amr, usta bir şairdi. Onun gibi şiirden
anlıyan pek azdı. Kur'an-ı kerimi
okuyunca, onun şiir ve beşeri bir söz değil, ilahi
 bir kelam olduğunu hemen anlayıp
müslüman oldu.
 
NOT:Bu yazı-http://nurdiyari.hi5.com sitedinden alınmıştır. 

KELİMELERİN BİLMEDİĞİMİZ ANLAMLARI

SEVGİLİ DOSTLARIM

 
TEŞEKKÜRLER SEVGİLİ DOSTLARIM
2004 ve 2007 yılında bana zincir mektup (chain letters)
gönderen tüm dost ve arkadaşlarıma teşekkür ederim.

Sayenizde tuvalet temizlemekte kullanıldığını ve kutunun ağzına fare pislediğini öğrendiğim,
 Cola'yı içemez oldum.

AIDS virüsü taşıyan iğneler popoma batacak korkusuyla sinemaya gidemez oldum.

Deodorantlar kanser yapıyor diye sayenizde artık bir domuz gibi kokuyorum.

Marketlerde yaşlı kadınlar beni kandırıp parfüm koklatacağım diye bayıltıp kaçırır korkusuyla
 ya markete gitmiyorum ya da yaşlı kadınlara asla yardim etmiyorum.

Telefon hattımı kullanıp bana borç takarlar korkusuyla telefona bile cevap veremiyorum.

Yiyeceklerin içinde neler olduğunu açıkça ifşa etmeniz karsısında korkudan yemek yiyemez oldum.

Üstüne kesin fare sıçmıştır diye hiçbir kutu içeceği içemiyorum.

Çok beğensem bile ya içkime ilaç koyup beni uyutup organlarımı çalar ve buz dolu küvetin içinde
 uyanırsam diye bana yaklaşanları tersliyorum.

Tüm birikimlerimi hastanede yatan ve ölmek üzere olan çocuklara yatırdım. Beş parasız kaldım.

Mail listesine katılırsam alacağım söylenen para, bilgisayar, cep telefonu ya da gezileri beklemekten
 evden dışarı çıkamaz oldum.

Bir maili forward etmedim başıma ne belalar gelecek diye korkuyla beklemekten ruh sağlığımı kaybettim.

ŞİMDİ : Eğer bu maili 60 saniye içinde 1200 kişiye yollamazsan, bilesin ki ishal bir kuş sabah aksam kafana sıçacak ve
 hayatı sana dar edecektir. Bir Dostunuz...

 
1/16/2008

KUSUR KİMDE

Adamın biri artık karısının eskisi kadar  iyi
duymadığından korkuyormuş ve

karısının  işitme cihazına ihtiyaç duyduğunu düşünüyormuş.
Ona  nasıl yaklaşması gerektiğinden emin değilmiş.

Bu durumu  konuşmak için aile doktorunu aramış; doktor adamın  
karısının  ne  kadar

duyduğunu anlayabilmesi için basit bir  yöntem önermiş.

"Yapacağın şey şu, karından 40 adım ileride  dur, normal bir
konuşma  tonuyla  bir

şeyler söyle; eğer duymazsa 30 adım ilerisinde aynı  şeyi

tekrarla,

sonra  20  adım;

cevap alana kadar aynı şeyi  tekrarla"

O akşam karısı mutfakta akşam yemeğini hazırlarken  adam  işlemi

uygulamaya  koymuş.

40  adım uzaklıktan karısına normal bir konuşma tonuyla  seslenmiş
"Hayatım bu akşam yemekte ne  var?"

Cevap yok

Mutfağa biraz yaklaşmış.  Mesafeyi 30 adıma indirmiş ve soruyu
tekrarlamış "Hayatım bu  akşam yemekte ne var?"

Gene cevap  yok

Mutfağa biraz daha yaklaşmış, mesafe 20 adım ve tekrar  sormuş
"Hayatım bu akşam yemekte ne  var?"

Hala cevap yok

Adam mutfağın  kapısına gelmiş artık mesafe iyice azalmış ve  
soruyu

 tekrarlamış

"Hayatım  bu akşam yemekte ne var?"

Gene cevap  alamamış

Bu sefer karısına iyice yaklaşmış ve aynı soruyu  tekrar sormuş

"Hayatım bu akşam yemekte ne  var?"
"Hayatım beşinci kez söylüyorum,  Tavuk"


Hikayenin ana  fikri:

Belki de genelde düşündüğümüz gibi problem daima  karşımızdaki

kişilerde  olmayabilir.

Problemlerin  sebebini birazda kendimizde  aramalıyız



Aynı dili  konuşanlar değil,

Aynı duyguları paylaşanlar  anlaşabilir.


Mevlana

 

ATATÜRK VE ÇEK

ATATÜRK ve ÇEK

 

Atatürk bir gün yakın çalışma arkadaşlarıyla Beyoğlu'nda yeni açılan Turkuvaz isimli bir lokantaya gitti.

Lokantanın sahibesi, Atatürk'ü karşısında görünce hemen özel bir masa hazırlamaya girişti. Ama Atatürk onu engelledi, bulduğu boş bir masaya ilişti. Modern görünümlü insanlar keyif içinde yemek yiyor, mekânın şıklığı dikkat çekiyordu.

Burada gördükleri çok etkilemişti Atatürk'ü... Böyle bir lokantanın yaşaması gerektiğini düşünerek kadına, "Sizin için ne yapabilirim?" diye sordu.

Kadın da böyle bir lokali geliştirmek için çok para gerektiğini ama hiç parası kalmadığını anlattı.

Bunun üzerine, yaverinden çek karnesini ist edi Mustafa Kemal ve o günler için hatırı sayılır miktarda bir para yazdı. Çeki kadına uzatacaktı ki tam bu sırada uzanan bir el, onun elini tuttu.

Bu elin sahibi, genç bir doktor olan Reşid Galip'ti.

Reşid Galib Atatürk'ün kulağına eğildi fısıldadı:

- Bu parayı vermemelisiniz efendim!

Şaşkınlıkla "Neden?" diye sordu Atatürk...

- Çünkü bu para amaca uygun harcanmış olmaz!

 
"Allah, Allah..." diye söylendi Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu ve çıkıştı:

-         Benim param değil mi, nereye istersem oraya harcarım!

Genç doktor kibarca direndi:

- Hayır efendim, sizin paranız değil. Milletin parası...

Size, sadece emanet o para!

Atatürk genç doktorun gözlerinin içine bakarak önce çeki yırttı,
sonra da oturduğu yerden kalkarak mekândan ayrıldı, Ankara'ya döndü.

Birkaç gün sonra İstanbul'da kalan Reşid Galib'e bir telefon geldi. Karşıdaki ses, "Maarif Vekilliği'ne atandığını" (Milli Eğitim
Bakanı) müjdeliyordu.

***
Bu anıyı Bütün Dünya Dergisi'nin son sayısında okudum. İlk olarak 1947'nin Kasım ayında Millet Dergisi'nde yayınlanmış.

Daha önce hiç duymadığım bu öykü, Atatürk'ün ne kadar önemli bir devlet adamı olduğunu bir kez daha kanıtlıyor. Genç doktorun kendisine verdiği dersi unutamamış, kızmak bir yana; onu Türk gençliğinin eğitiminden sorumlu bir makama atamış.

***
Büyük önderi, hayata veda edişinin 69'uncu yıldönümünde saygıyla ve sevgiyle anıyoruz...

Ama o gün onun elini tutan genç doktoru da aynı sevgi ve saygıyla anmak istiyorum...

Keşke bugün de "devlet adamları"nın yanında birer Reşid Galib
olsa... Ve onlar da trilyonlarca parayı; gözlerini kırpmadan
restorasyona, arabalara, şatafata harcayabilen bu insanların
ellerini tutup, engel olabilse...

Oysa ne bugünkü devlet adamları Atatürk kadar olgun, ne de bugünün aydınları Reşid Galib kadar cesur...

 

Bu not benden: Gunumuzde dunyanin neresine gitseniz secimlerde onunuze gelen isimler hep ayni ve secmek istemediginiz insanlar,  halbuki cevremizde halkin saygisini hakli bir sekilde kazanmis insanlar var, Ata'nin demokrasi orneginde oldugu gibi neden onlari onemli idari noktalara getirmiyoruz? Bunu yapmiyorsak hakettigimiz sekilde idare ediliyoruz demektir. Halk olarak kuvvetimizi hissettigimiz kadar kuvvetliyiz.
Politikayi is edinenlerin yerine, once namuslu ve kafasi halka calisanlara donmemiz lazim, yukaridaki yaziya dikkat edelim, Ata bu doktora sormamis bu pozisyonu kabul eder misin diye ... doktor bu goreve atanmis. Ayni seyi bizde halk olarak yapabiliriz.

"When people learn to lead, the leaders will have to follow."

Amerikan sisteminde "write in " diye bir olay var, oy kullanirken adaylari begenmezsen istedigin birini aday olarak yazip oyunu ona verebiliyorsun, bu bizde de var mi? Yoksa yaratabilir miyiz? 

Mahire

KISSADAN HİSSE


----------ISKENDER, FELSEFENIN DUAYENI SAYILAN ARiSTO'YA BIR
MEKTUP YAZAR.


''ZAPTETTIGIM TOPRAKLARDAKI INSANLARI TAHAKKUMUM
ALTINDA TUTABILMEK ICIN NELER YAPMALIYIM '' DIYE SORAR:
ULKENIN ILERI GELEN INSANLARINI
1- SURGUNE MI GONDEREYIM ?
2- HAPSE MI ATAYIM ?
3-KILICTAN MI GECIREYIM ?
ARISTO' NUN CEVABI :
1- SURGUNDE TOPLANIP SANA KARSI BASKALDIRIRLAR,
2- HAPISHANELER MILITAN YUVASI OLUR, KONTROLDEN CIKAR,
3- ONLARDAN SONRAKI KUSAK INTIKAM HIRSIYLA BUYUR, TAHTINI SALLAR.
COZUM OLARAK SU NASIHATI VERIR:

''INSANLARIN ARASINA NIFAK TOHUMLARI EKECEKSIN,
BIRBIRLERIYLE SAVASINCA HAKEM OLARAK KENDINI KABUL
ETTIRECEKSIN AMA ANLASMAYA GIDEN BUTUN YOLLARI
TIKAYACAKSIN.''

ÇOCUKLARIMIZ

Sadece bu sabah için,

içimden aglamak geldigi halde
yüzünü
gördügümde
gülümseyecegim.

Sadece bu sabah için,

ne giymek istediginin seçimini
sana
birakacagim,
gülümseyerek ne kadar  yakistigini söyleyecegim.

Sadece bu sabah,

çamasirlari yikamaktan  vazgeçip
seninle
parkta
oynamaya
gidecegim.

Bu sabah bulasiklari lavaboda birakip,

bulmacanin nasil çözüldügünü bana
ögretmeni izleyecegim.

Öglenden  sonra telefonun fisini çekip bilgisayari
kapatacagim  ve
arka bahçede oturup  seninle  köpükten balonlar uçuracagim.

Bu ögleden sonra dondurma arabasi için çigliklar
attiginda
sana hiç kizmayacagim ve gelirse bir tane alacagim.

Bu ögleden sonra büyüdügünde ne olacagin hakkinda hiç
canimi sikmayacagim yada  seni ilgilendiren konularda ikinci bir düsünce üretmeyecegim.
Bu ögleden sonra kurabiye pisirirken bana yardim etmene
izin verecegim ve çalismayacagim.

Bu ögleden sonra Mc Donald's a gidecegiz ve iki tane
çocuk menusu isteyecegiz ki,iki oyuncak  alabilesin.

Bu gece seni kollarimda  tutacagim ve nasil dogdugunu
seni ne kadar çok sevdigimi anlatacagim.

Bu gece küvette sulari siçratmana izin verecegim ve
sana hiç kizmayacagim.

Bu gece geç saate kadar oturmana ve balkonda oturup
yildizlari saymana izin verecegim.

Bu gece yanina uzanip en sevdigim TV programlarini bir
kenara birakip
parmaklarimi saçlarinda dolastirirken bana en büyük
armagani verdigi için Tanriya sükredecegim.

Kayip çocuklarini arayan anne ve babalari düsünecegim.
Yatak odalari  hastane odalarinda donuk bakislarla,
daha fazla içlerinde tutamadiklari çigliklariyla hasta çocuklarini seyreden anne-babalar düsünecegim.

Ve bu  gece yanagina iyi geceler öpücügü için biraz daha
uzun tutacagim kollarimda.

MEVLANA'DAN

Ben dostlarimi ne kalbimle ne de aklimla severim.
Olur ya...
Kalp durur ...

Akil unutur ...
Ben dostlarimi ruhumla severim.
O ne durur, ne de unutur ...

MEVLANA

11/10/2007

İKİ EMEKLİ ve SİYASET

İKİ EMEKLİ ve SİYASET
        
Iki emekli, parkta guvercinlere yem atiyorlardi.

Birinci ihtiyar :

"Su guvercinlere ne zaman yem atsam , siyasetcileri hatirliyorum " dedi.
Diger ihtiyar "neden?" diye sorunca ekledi ;

"Yerde dolasirlarken elimizden yiyorlar, havalaninca kafamiza
siciyorlar..."
 
Photo 1 of 38